Bir Gün

Bir Gün


Bir gün

Amirimle çıkarken, o geniş merdivenleri,
Benden çok uzundu boyu, sertti adımları.
Dedim: "Aynı yoldayız, sahip çık bu kardeşe,"
Bir umut aramıştım gelecekte yanan ateşe

 

Ben herkes gibi değil, farklı bir kuldum,

Kimsenin görmediği imtihanla sınanacaktım..

Söylesem "delisin" derlerdi halime,

Gelecek belayı sezmiştim gönlümde.

 

Sadakalar verip, yardım dilemiştim

Rabbimin katında, boyun eğmiştim

Büyük bir sınavın eşiğindeydim,

Bilmem sınavı, nasıl verecektim.

 

Amirimle çıktım o geniş merdivenleri,

Boyu benden uzun, adımları benden ileri.

Aynı sendikadayız, "Sahip çık" dedim, ona

Zor günde bir destek, bir el beklerim, bana

 

"Ooo seninle aynı ocaktayız, eski kurt,

Ben olmazsam buraları sen unut," dedi.

Sözleri çok güven vermişti bana, o zaman

Ayrılma dilekçesi verecektim, buna inan

 

Mescide sığındım ben, yalvararak Allah’a,
"Ya canımı al Ya Rab, ya çıkar beni feraha."
Amirim arar durur, hesap ister yukarıdan,
Parmaklarım titriyor, çıkamam buradan.

 

Eğildim Hak önünde o an, kırık kanatlı belimi.
Secdedeyken  ben, yalvararak Allah’a,
"Ya canımı al Ya Rab, ya çıkar beni feraha."
Amirim arar durur, beni çağırır yukarıdan,

Şimdi nasıl çıkarım titreyerek buradan

Sonra

Hata ettim, pişmanlık bir kor gibi içimde,
Ayrılıyorum bu diyardan pişman biçimde.
Hata ettim, gönlümde pişmanlık yankılanır,
Merhametle açılan her yol elbet nurlanır.

Hatamın içinde yoktu bir iffetsizlik
Usulde vardı büyük bir yanlışlık
Uzun boylu ittihatcı bir bey efendi
Gizlice beni adım adım irdelemişti.

Aradığı mektup  geri dönüşüm içinde,
Merakla iz sürerermiş benim pişimde 
Rastlamıştı delile, gizli kalmadı hiçbir şey,
Elbet hesap sorulur, gün yüzüne çıkar hey!

Sürüyormuş meğer arkamdan bir iz
Neler olacağını sonra göreceğiz.

 

İFFET VE MERHAMETİN SINAVI

 

Geri dön deseler artık dönemem

Boynum bükük, içim hüzünlü benim

Kimsenin yüzüne bakamam artık

Bildiklerimi artık kimseye söyleyemem.

 

Ayrılıyorum okulumuzdan geri dönüş yok

Arkamdan konuşacaklardı daha çok çok

İştahım kaçtı geceleri yatamadım tok

Çıkar peşinde koşanlara değsin zehirli bir ok

 

Amirlerimden biri sıkıntılı olduğumu

Diğeri ise arıyordu bir çıkış yolu

Tutmak istiyordu her iki elimden

Ama hala bilmiyordu huyumu

 

Amirimin içinde vardı büyük bir şüphe

Hesabını vermeliydim kelime kelime

Bela başıma inmişti göstere göstere

Artık buralardan gitmeliydim çok ötelere

 

Dedi-kodu yayılmıştı dilden dile

Hemen koşmuştular amirlerime

Hazır fırsat bulmuş koz ellerinde

Vurmak istiyorlardı şimdi yüzüme

 

Sen burada bittin demişlerdi

Bunu yüzüme karşı söylemişlerdi

Yumruklarını  sertçe sıktılar

Ama aniden çivi gibi çakıldılar.

 

Öfkelerini kustular dilleri ile

Beni rezil ettiler el aleme

İffetim, haysiyetim artık yerlerde

Metanet aramıştım yüce göklerde.

 

Bu diyarda olmayacaksın, dediler.

Bu sözleri sertçe yüzüme karşı söylediler

Takatim yoktu artık derman yok dizimde.

Gitmek düştü payıma, hüzün vardı gözümde.

 

Yumruklar savrulmuştu havaya

Amirim gelmişti beni almaya  

Usulüne uygun olmayınca oldu hata.

Su içemeyecektim artık kana kana

 

Dönemem, artık yolum merhamete muhtaç,

Merhamet kapısını bu mahzun kula aç

Karanlığı boğan güneş duğsun bize,

Merhamet kapısından ışık saçılsın içimize

 

Görevim kutsaldı, mahvettim ne yazık,

Hesabım ağırdı, yollarım soğuk ve bozuk.

Kaderle yüzleşip gitme vakti, gelmişti

Bu diyarlar artık bana dar ve uzak.

 

[1] Hz. İbrahim ile Hz. İbrahim arasındaki imtihan sevgi, merhamet anne ve baba şefkatinin Ulu Tanrı karşısında birbirleri ile imtihanı idi. Acaba tanrının buyrukları mı, yoksa sevgi ve şefkatin gücü mü. Tanrı adeta yarattığı sevgi ve şefkati bir de merhameti sınava çekmişti. Bu Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Hacer üzerinde tecelli etmişti.

Hz. Hacer, Hz. İbrahim ve onların arasındaki sevgiden doğan Hz. İsmail Aklın tarafında yer almışlardı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Google+ WhatsApp