Doğal Afet ve Musibet Yılları -538

Doğal Afet ve Musibet Yılları -538


PDF

538-552 senelerinde; Nuh Tufanı'ndan sonra dünyanın karşılaştığı en felaketli gün yaşandı. 540’lı yıllarda dünya her alanda çok kötü durumdaydı.
Tarihi araştırmalara göre Nuh Tufanı’ndan sonra dünyanın gördüğü en büyük felaket; 540’lı yıllar olmuştur.
Kuran’ı Kerim'de bu dönemlerle ilgili olarak: " Siz bir ateş çukurunun kenarındaydınız," bahsedilmektedir. 
İncil’in aslı yok edilmiş, gerçek yani samimi Hıristiyan din adamlarının hareket ve özgürlükleri kısıtlanmış, itiraz edip karşı çıkanlar ise birer birer ortadan kaldırılıyordu. İncilin aslı yok edilerek Roma İmparatoru ve çakma din adamlarının görüşleri doğrultusunda İncil’in yeniden yazıldığı yüzyılların akabinde dünya Nuh Tufanı’ndan sonra en kötü bir musibetle karşılaşmıştı:
 -Kıtlık, 
-salgın hastalıkları 
-kan davaları, 
-savaşlar

Arap yarımadasında kız çocukları diri diri gömülüyor, ticareti bozulan babalar ise o yıllarda doğan erkek çocuğunun uğursuzluğuna bu durumu bağlayarak  erkek çocuklarını bir vahaya kendi elleriyle terk ediliyor ve böylece çocukları kurtlara, kuşlara yem ediliyordu.
Roma topraklarında da farklı zulüm ve cinayetler işlenmekteydi. Roma topraklarında 9, 10 yaşlarındaki kız çocukları kendilerinden elli, atmış yaş daha büyük zengin ve varlıklı kimselerle evlendiriliyor veya köle olarak satılıyorlardı. Roma hukukunda kadınların hiçbir hakkı yoktu. İnsanlar köle pazarında satılıyor, itiraz edenler öldürülüyordu. Komşu ülke veya topraklardan insanlar kaçırılıp köle pazarlarında satılıyordu. Gücü elinde bulunduranlar yırtıcı vahşi bir canavara dönüşmüştü. Masum ve güçsüz kimseler ise kendilerini kurtaracak bir ilahi kudrete göz dikmişlerdi.
İnsanlık adeta yok olmanın eşiğine gelmişti. Hemen aynı yıllarda Yemen’den hareket eden Ebrehe’nin ordusu, Kâbe’yi yıkmaya gittiğinde  ebabil kuşları  tarafından taş yağmuru ile hezimete uğratılarak yok edildiği yıllardı, bu yıllar.
Tarihçi Yazar Perrin; “Eğer yaşadığınız zamanın çok kötü olduğunu düşünüyorsanız, 536 yılında neler olup bitiğine bakılmasını tesviye ediyorum,” demiştir.
 MS 536’ yılları sonrasında başlayan kıtlık, açlık ve ardından veba salgını Doğu Roma İmparatorluğu’nu kökünden sallıyordu.
Tarihci Michael McCormick’: “MS 536 yılı, dünyada özellikle de Avrupa’da yaşamak için en kötü yıllardan biri ve hatta en kötü yıl olduğunu belirtmiştir. MS 536 yılarında başlayan süreçte dünya için “korkunç, berbat, kötü, çok kötü bir yıl,”olduğunu vurgulamıştır.
Avrupa’ya bu yıllarda ölüm yağdıran musibetli günlerde, Ortadoğu ve Asya’nın bir kısmını 18 ay boyunca günün 24 saati karanlığa boğacak gizemli bir sis tabakasının gökyüzüne yayılmasıyla başlamıştı. 
Acaba! Gizemli bu sis tabakasını oluşturan şey ne olabilirdi?
Güneş cimrileşerek ışığını, ay cimrileşerek yüzünü göstermeyerek kara sisli bulutların arkasına çekilmişti. Gökyüzü rahmet ve bereket kapılarını insanların yüzüne kapatmış, yer üzerindekileri taşımak istemeyerek büyük volkan patlamaları meydana gelmekteydi. İnsanlar öncesinde kuraklık ve seller, ardından salgın hastalıklarla boğuşmaktaydı.
Hava sıcaklığı da bir süre sonra soğumaya başladı. Hava cimrileşmiş ve yıllık sıcaklık ortalama Avrupa’da 1,5 -2,5 derece arasında seyretmekteydi.
Dünya tarihinde son 2.000 yılın en soğuk dönemini yaşamaktaydı. İrlanda’dan Çin’e kadar uzanan birçok yerde kıtlık yaşanmakta ve insanlar bir lokma ekmek bulmak için çırpınmaktaydı. Annelerin evlatları açlıktan bir kuş gibi çırpınarak gözleri önünde ölüyordu. Ölen insanları gömmek için çukur kazacak kimse bulmak çok zordu. Ölüler sandallara yüklenip denize salıveriliyordu. 
  Çin’e yaz aylarında kar yağmış,  ekinler donmuş ve insanlar açlıktan kırılmaktaydı. İrlanda’da 536 ile 539 yılları arasında yiyecek ekmek bulunamıyordu.
Bu uzun ve soğuk geceleri atlatabilenleri gelecek yıllarda daha da büyük zorluklar karşılayacaktı. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de MS 541 yıllarında Bizans İmparatorluğu’na ait olan Mısır’ın güneydoğusunda yer alan liman kenti Pelusium’da, "Jüstinyen Vebası" olarak bilinen bir salgın hastalığı patlak verecekti. Oysa Justinyen çok kararlıydı. İçeriği değiştirilmiş bir İncil, Tanrı yerine kendisine itaat eden din adamları yetiştirmeye o kadar meraklıydı ki. İmparator Jüstinyen’in emri doğrultusunda hukukçular 3- 4 milyonu aşan Roma hukukunu ayıklayarak yeni bir hukuk kanunu oluşturmak için gece gündüz çalışma yapmaktaydılar. Anlaşılan o ki; Justinyen oluşturacağı yeni kanunları ile Hz. Musa ve Hz. İsa şeriat ve öğretilerini kaldırmak istiyordu. Böylece Justinyen adeta Tanrı’ya, adalet dersi verme niyetinde olduğu apaçık ortadaydı. 
 Tüh! Tam da gücün zirvesine ulaştığı bir dönemde bu doğal afet, bela ve musibetlerinin yaşanması imparatorun planlarını alt üst edivermişti. Doğu Roma için büyük bir talihsizlik yaşanıyordu. Doğu Roma tam da gücün zirvesine çıkmışken şimdi Jutinyen Vebası yüzünden tepe takla aşağı yuvarlanmaya başlamıştı. Artık, Jüstinyen’in yardımına kim koşabilirdi ki. Doğu’dan Sasaniler, Batı’dan Avarlar’ın saldırısı ise başka bir dert açmıştı. Askerleri ve halkı gözlerinin önünde kırılıp gidiyordu. Ölüleri gömecek insan bulunamaz hale gelmişti. Tek çare ölüleri sandallara tıka basa doldurup denize salıvermek olacaktı. Çıkan salgın hastalıklarında 100 milyon insan hayatını kaybetti dersek çok çok az bile demiş oluruz. Aslında ahlakı yozlaşma içinde bulunan toplum ve milletleri doğal afet ve felaketler kırıp geçmekteydi.

İşte tam da bu günlerde Hz. Muhammed (sav.) doğdu ( -571).
O yüce şahsın doğumu ile birlikte bir anda rahmet kapıları insanların yüzüne gülmeye başladı. Kur'an'da Furkan 77. Ayette yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Sizin kulluğunuz ve duanız olmazsa Allah size niye değer versin ki. Siz O’nun dinini yalan saydığınız için bunun günahı artık yakanızı bırakmayacak!”
Anlaşılan o ki insanların hak yoldan sapması insanların başına musibet ve bela  yağmasına neden olur.  Hz. İsa (as.)'dan sonra  dünyada fetret dönemi yaşanmaktaydı. Her yerde karışıklık ve savaşlar vardı.
Hz. Muhammed (sav)’ın ahlakı yozlaşmayı önlemek, ilahi ahlak ve adaleti yayarak insanların ateş çukuruna düşmesini önlemek için başlattığı mücadele Bedir, Uhut ve Ahzap savaşlarına neden olmuştur. Müşrikler tek başlarına Hz. Muhammed (sav.) getirdiği İslam Dini'nin yayılmasını engelleyemeyeceklerini anlayınca bu defa haraç ödedikleri komşu devletlerden yardım istediler. Ne Sasaniler, ne de Bizans imparatorluğu yardıma gelemedi. Çünkü her iki devlet çıkan salgın hastalıklar nedeniyle oldukça nüfus kaybı yaşamış, ardından da birbirleri ile savaşa tutuşmuşlardı. Bu nedenlerle müşriklerin Hz. Muhammed (sav)'a karşı yürüttükleri savaşlarda gerekli ve yeterli desteği verememişlerdir.

Bilimsel terimlere döküldüğü zaman bu olaylar silsilesi, bu dönemler tam bir felaketti. Ortaçağ tarihçisi ve arkeolog Michael McCormick, 536 yılının Avrupalı kavimler için yaşanılacak en kötü dönemlerden biri olduğunu belirtmiştir. Felaketin ne zaman başladığı kesin olarak bilinmese de Avrupa’nın üzerine çöken bu ölüm tabakasının ardında yatan neden o dönemlerde okyanuslarda ateş çemberi olarak bilinen Pasifik Okyanusundaki bazı yanar dağların faaliyete geçtiği anlaşılmaktadır.
Tanrı'nın Papucu Dam'a atılabilinir mi hiç.  Ne yazık ki; tarihten ders alınamıyor çoğu defa. Ne yazık ki son yüz yılda teknolojide kendilerini Tanrı karşısında bir şey sananlar, “Tanrı'nın papucunu dama attıklarını” sanıyorlar. Bu yanlıştır. Bu düşünce ve yaşam tarzı dünyaya musibet, bela ve akabinde ölüm yağdırır. 
Sözlerimi Al-İmran 103. ayetle bitirmek istiyorum:  Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki; "Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız." (Ali-i İmran 103)

 

Google+ WhatsApp