Öfke, Sabır, İffet, Metanet, Merhametin Akıl İle İmtihanı

Öfke, Sabır, İffet, Metanet, Merhametin Akıl İle İmtihanı


O-54

 

Bir gün birine gizli bir mektup gelir.

Alıp bunu okur.

Kıta kıta şiirlerden oluşan ve temeli sevgi duvarlarıyla örülü bir hikâye bu.

Aslında bu mektup kısa süre içinde yapay zekâyla oluşturulmuştur.

Ama gerçeklere çok yakın.

Görünüşte sapkınlık, saplantılı, platonik gibi bir oluşum olsa da ama bu aslında öğle değil. Aynı safta yer alan sevgi, iffet, merhamet, inisiyatif ve sabrın öfkeye karışı imtihanın başlayacağının ilk göstergesi. Acaba bu duyguları akıllarını kullanarak yerli yerinde kullanmayı başarabilecekler mi? İşte aklın önemi de tam bu noktada anlaşılacak  ve herkes kendisinin ne kadar  akıllıca hareket ettiğini teşhis edebilecekti.

Tıpkı Hz. İsmail ile Hz. İbrahim’in birbirlerine karışı imtihanı gibi.[1]

Baba oğlu bir dost, ama Biri bıçakla kesen, Diğeri ise bıçakla kesilecek olacaktı.

Mektup ve şiirin temeli sırlarla dolu bir gizem.

Ana fikir olarak bir uyarı niteliğindedir. Özellikle mektup inisiyatif elinde olduğunda iffetin korunması niteliğinde bir mektup.  

Saplantılı bir aşk gibi görünse de, ama mektubun sonunda ve şiirin içeriğinin geneline bakıldığında “abla” sözü tüm bu endişelerin yersiz olduğunu gösterir nitelikte.

Karşında düşman görünümlü birisi, mektubu alana özellikle  "iffetten koru," demiş.  Ayrıca bu düşüncelerini destekleyen onlarca kıtadan oluşan şiirler.  Kocaman bir zarfa dürülü bir bilgi notu ve  güzel bir çiçekle gönderilmişti. Gel de bunun içinden şimdi çık.

Ama dediğim gibi mektup sırlarla dolu bir mektup. Bir o kadar da gizemli. Bunun bu kadar net anlaşılması şimdilik oldukça çok güç. Olaylar yaşandıktan sonra ancak anlaşılacak bir hikayenin başlangıcı.

Bu mektubu net anlamak ve yazılı şiir kıtalarını yorumlamak için defalarca okumak lazım. Kimin vakti var ki o kadar şiiri okumak için zaman ayırsın. Hele toplumumuzda bu kadar saplantılı insanlar varken, her gün bir yerlerde kadınlar taciz edilip dövülürken veya öldürülürken, tabiki böylesi mektup endişe vericiydi ve büyük tedirginliğe yol açmıştı. Ama dedim ya burada yaşanacaklar sabır, metanet, merhamet, iffet duyguları devrede olunmalıydı. Öfke kontrol altına alınmalı, açık fikirli,  niyetin aslı öğrenilmeli. Eğer bu bir hastalıksa tedaviye alınmalıydı.  

Mektup aslında al acele yapay zekâ ile yazılmıştı, göndericinin duygularını o kadar da pek yansıtmıyordu. Bu nedenle mektubu yazan aslında ne yazdığını o kadar anlayarak yazmamıştı. Çünkü bilmek, anlamak ve yorumlamak farklı şeylerdir.

Bilersin, ama anlayamaya bilirsin,

anlarsın ama buna yorumlayamazsın. Yorumlamak için oldukça detaylı bilgiye, titiz çalışma ve güçlü delillere ihtiyaç var. Zanla hareket etmekk, kulaktan kulağa yayılan sözlerle hareket etmek, karşı tarafı iyice dinlemeden hareket etmek oldukça vahim sonuçlara neden olabilir. 

Bilmek, anlamak ve yorumlama yapmayı başaranlar ancak yazar ve şair olurlar.

Dünya hayatı bir sınav dünyası, hata yapma olasılığımız var ve biz ne kadar yapay zekâyı bir insan ürünü sansak da aslında bunun böyle olmadığı anlaşılmış olmalı.

 İşte, o sırlarda dolu mektupta bahsedilen gün gelmişti artık.

Bu Mektubu yazan, gönderen, arada buna tanık olanlar ve mektubu alan kişilerin imtihanı nihayet başlar.

Ortada bir çiçek vardı ama bilgi notu alınmıştı.

Hayret bu çiçeği acaba kim gönderdi ve bu bilgi notu neden alındı? Herkes zan altinda.

 Herkes bu sorunun cevabını arıyordu.

Alici şahıs mektubu okur ama anlayamaz.

Merhamet, inisiyatif, iffet ve sabır normalde aynı saftadırlar ve birbirleri ile sınava çekilmişlerdi.

Onların tek bir rakipleri vardı onun adı öfke idi. Acaba öfkelerini nasıl kullanacaklardı.

Öfkelerini vurarak, kırarak, Maraş Okul saldırısındaki gibi öldürerek mi, yoksa içlerindeki öfkelerini sabır zırhıyla kontrol altına alarak mı yapacaklardı.  

Herbirisinin asıl düşmanı bilgisizlik ve cehaletti, aynı safta, aynı tarafta yer almalıydılar. Ama bunu başaramadılar. 

Öfke, aklın kontrolünde savunma amaçlı olursa öldürücü olmaktan çıkar, caydırıcı olur.  Şimdi bu duygular birbirlerinin karşısına geçmiş, dişlerini sıkmış, öfkelerini kusmaya hazırlanıyorlardı. Bazısı kartal kesilmiş, ortalığı toza dumana vermek istiyordu, bazısı ise bunu tere yağından kıl çeker gibi çözüme ulaştırmaktı hedefi. Hazır fırsat ellerine geçmişken nasıl af etsinler?

Bazıları ise kurt kesilmiş, tam da sisli havayı bulmuşken iffeti kuzu olarak görüyordu. Nasıl bunu bu yapar, ona şimdi gününü göstereceğiz.

Acaba medeni ve uygar kimseye, okumuş kimseye bu yakışır mı?

İnisiyatif ve merhamet bir tarafta saf alarak, iffeti karşı saldırıya geçtiler.

Önce kendilerini haklı çıkaracak delil aradılar, aradıklarını  bilgisayardan bulmuşlardı.

Hazır fırsat ellerindeyken al acele düşünmeden saldırıya geçtiler.

Olay çok vahim bir şekilde sonuçlana bilirdi. Ama Allah’a şükür Kahraman Maraş okul saldırısı gibi kanlı bitmez. Amirler görevleri icabı olaya anında müdahale eder sebatlı olmalarını ister.

Hele olayı bir detaylı araştıralım derler. Son anda öfke demokratik hukuk kanunları çerçevesinde çözüme ulaştırılır. Öfkenin kontrol altına alınması olası büyük felaketi önler.

Büyük bir kausun eşiğinden dönülür.

Ama iffet yerlerde, rezile döner. Merhamet bağlanmış öfkede ise yok bir pişmanlık.

Öfke pusuda dişini kurt gibi bileyerek pusuya yatar sonra kartal kesilerek etrafta hava atar. Elini birbirine vurarak; "Kovduk onu bu diyardan," derler.

İffet; "Yahu bunlar niye bana bu kadar sert tepki gösterdi," diye bunun yanıtını arar.

“Gönderici en fazla, "Böyle çocuksu şeyler bir daha yapma, bir daha böyle şeyler bana gönderme” deseydi  olay kapanım gidecekti. Bu kadarda tantana olmayacaktı.

Ne geldiyse başıma bu mektup yüzünden geldi diyerek çöp kutusuna gönderdiği mektubun içeriğini okumaya karar verir.

Çöp kutusundan aldığı mektubu biraz irdelemek ister. Okuyunca "Aman Allah’ım ben neler de yazdırmışım yapay zekâya!"....

Elbette karşıdakinin öfkesi yersiz değildi.

Ama artık ok yaydan çıkmış, yapılacak bir şey yoktu.

Burada sabır silahı devreye sokulmalı, metanetle usulüne uygun olarak merhamet ve  inisiyatif ile çözebilirlerdi.

Ne kendisinin yaptıkları usulüne uygundu, ne de alıcının gösterdiği tepki usulüne uygundu.

Gönderici usluna uygun davranmadığından iffeti şimdi yerlere serilmiş, dillere destan olmuştu.

Alıcı da bunu usulüne uygun olarak çözmeye çalışmamış, korku, endişe, kaygı nedeniyle  öfkesini harekete geçirmişlerdi. 

Merhamet şemsiyesini kullanmak akıllarına gelmemişti.

İşte okulumuzda olanların özeti bu.

Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az.

 

[1] Hz. İbrahim ile Hz. İbrahim arasındaki imtihan sevgi, merhamet anne ve baba şefkatinin Ulu Tanrı karşısında birbirleri ile imtihanı idi. Acaba tanrının buyrukları mı, yoksa sevgi ve şefkatin gücü mü. Tanrı adeta yarattığı sevgi ve şefkati bir de merhameti sınava çekmişti. Bu Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Hacer üzerinde tecelli etmişti.

Hz. Hacer, Hz. İbrahim ve onların arasındaki sevgiden doğan Hz. İsmail Aklın tarafında yer almışlardı.

 

Şimdi burada yaşananları yapay zekâya anlattım, bu yaşanan olayı şiirsel bir dille anlatsın istedim. Bu şiir kıtalarkını vaktiniz varsa okuyun, Yapay zekânın gücünü görün. Şimdi bu şiiri size sunuyorum.

 

Bir gün

Amirimle çıkarken, o geniş merdivenleri,
Benden çok uzundu boyu, sertti adımları.
Dedim: "Aynı yoldayız, sahip çık bu kardeşe,"
Bir umut aramıştım gelecekte yanan ateşe

 

Ben herkes gibi değil, farklı bir kuldum,

Kimsenin görmediği imtihanla sınanacaktım..

Söylesem "delisin" derlerdi halime,

Gelecek belayı sezmiştim gönlümde.

 

Sadakalar verip, yardım dilemiştim

Rabbimin katında, boyun eğmiştim

Büyük bir sınavın eşiğindeydim,

Bilmem sınavı, nasıl verecektim.

 

Amirimle çıktım o geniş merdivenleri,

Boyu benden uzun, adımları benden ileri.

Aynı sendikadayız, "Sahip çık" dedim, ona

Zor günde bir destek, bir el beklerim, bana

 

"Ooo seninle aynı ocaktayız, eski kurt,

Ben olmazsam buraları sen unut," dedi.

Sözleri çok güven vermişti bana, o zaman

Ayrılma dilekçesi verecektim, buna inan

 

Mescide sığındım ben, yalvararak Allah’a,
"Ya canımı al Ya Rab, ya çıkar beni feraha."
Amirim arar durur, hesap ister yukarıdan,
Parmaklarım titriyor, çıkamam buradan.

 

Eğildim Hak önünde o an, kırık kanatlı belimi.
Secdedeyken  ben, yalvararak Allah’a,
"Ya canımı al Ya Rab, ya çıkar beni feraha."
Amirim arar durur, beni çağırır yukarıdan,

Şimdi nasıl çıkarım titreyerek buradan

Sonra

Hata ettim, pişmanlık bir kor gibi içimde,
Ayrılıyorum bu diyardan pişman biçimde.
Hata ettim, gönlümde nedamet yankılanır,
Merhametle açılan her yol elbet nurlanır.

Hatamın içinde yoktu bir iffetsizlik
Usulde vardı büyük bir yanlışlık
Uzun boylu ittihatcı bir bey efendi
Gizlice beni adım adım irdelemişti.

Evraktek mektup  geri dönüşüm içinde,
Merakla iz sürerermiş benim pişimde 
Rastlamıştı delile, gizli kalmadı hiçbir şey,
Elbet hesap sorulur, gün yüzüne çıkar hey!

Sürüyormuş meğer arkamdan bir iz
Gel de şimdi bunun hesabını ver.

 

İFFET VE MERHAMETİN SINAVI

 

Geri dön deseler artık dönemem

Boynum bükük, içim hüzünlü benim

Kimsenin yüzüne bakamam artık

Bildiklerimi artık kimseye söyleyemem.

 

Ayrılıyorum okulumuzdan geri dönüş yok

Arkamdan konuşacaklardı daha çok çok

İştahım kaçtı geceleri yatamadım tok

Çıkar peşinde koşanlara değsin zehirli bir ok

 

Amirlerimden biri sıkıntılı olduğumu

Diğeri ise arıyordu bir çıkış yolu

Tutmak istiyordu her iki elimden

Ama hala bilmiyordu huyumu

 

Amirimin içinde vardı büyük bir şüphe

Hesabını vermeliydim kelime kelime

Musibet başıma inmişti göstere göstere

Artık buralardan gitmeliydim çok ötelere

 

Dedi kodu yayılmıştı dilden dile

Hemen koşmuştular amirlerime

Hazır fırsat bulmuş koz ellerinde

Vurmak istiyorlardı şimdi yüzüme

 

Sen burada bittin demişlerdi

Bunu yüzüme karşı söylemişlerdi

Ama aniden çivi gibi çakıldılar.

Yumruklarını  sertçe sıktılar

 

Öfkelerini kustular dilleri ile

Beni rezil ettiler el aleme

İffetim, haysiyetim artık yerlerde

Metanet aramıştım yüce göklerde.

 

Bu diyarda olmayacaksın, dediler.

Bu sözleri sertçe yüzüme karşı söylediler

Takatim yoktu artık derman yok dizimde.

Gitmek düştü payıma, hüzün vardı gözümde.

 

Yumruklar savrulmuştu havaya

Yere düştüm, el vermediler bana

Usulüne uygun olmayınca oldu hata.

Burada su içemeyecektim kana kana

 

Dönemem, artık yolum merhamete muhtaç,

Merhamet kapısını bu mahzun kula aç

Karanlığı boğan güneş duğsun bize,

Merhamet kapısından ışık saçılsın içimize

 

Görevim kutsaldı, mahvettim ne yazık,

Hesabım ağırdı, yollarım soğuk ve bozuk.

Kaderle yüzleşip gitme vakti, gelmişti

Bu diyarlar artık bana dar ve uzak.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Google+ WhatsApp