Türkiye Suriye'de Neden Yalnız

Türkiye Suriye'de Neden Yalnız


Yakın Doğu Haber Alptekin Dursunoğlu

TÜRKİYE SURİYE POLİTİKASINDA NEDEN YALNIZ

İdlib’e dair bu tasvir, iç kamuoyunda “şehit cenazesi görmek, mülteci görmekten iyidir”, Avrupa başkentlerinde ise “Erdoğan’ın taleplerini kabul etmek, mülteci kabul etmekten iyidir” tasavvuru yaratmaya yönelik.

Özellikle de İdlib’de yaşanan son gelişmeler bağlamında bugün sorulması gereken, Türkiye’nin Suriye’de neden yalnız olduğu sorusudur.

Zira Türkiye, artık ne Temmuz 2012’den itibaren Suriye’ye karşı birlikte savaştığı ‘Dostlar Grubu’ ile ne de Aralık 2016 sonrası ortak olduğu Rusya ve İran’la anlaşabiliyor. Mart 2011’den, Eylül 2014’teki Cidde konferansına kadar anlamlı olabilirdi. Çünkü bu süre boyunca, Suriye’ye karşı vekalet savaşı yapan ‘Dostlar Grubu’nun en hararetli üyesiydi.

Dolayısıyla Ankara’nın ortak bakanlar kurulu toplantıları yaptığı Şam’a neden düşman kesildiğine anlam verilemiyor.

Ankara, Suriye’nin iç işlerine müdahalesini “Suriye'de daha fazla kan dökülmesini engellemek için”diye açıklansa da ama bunun tam tersi oluyor. Yani Ankara Suriye’nin iç işlerine müdahele ettikçe Suriye’de daha fazla kan akıyor.

Halbuki Ankara, kendi halkını öldüren Bahreyn rejimini “hem bölge hem dünya için iyi bir örnek olarak” gösteriyor; Yemen halkını öldüren Suudilere ise “lojistik destek” vaat ediyordu.

“NATO’nun Libya’da ne işi var” diyerek Libya’ya dış müdahaleye karşı çıkarken, “Suriye'de petrol yok diye mi sessizsiniz?” diyerek Suriye’ye dış müdahale istiyordu.

İdlib’e dair bu tasvir, iç kamuoyunda “şehit cenazesi görmek, mülteci görmekten iyidir”, Avrupa başkentlerinde ise “Erdoğan’ın taleplerini kabul etmek, mülteci kabul etmekten iyidir” tasavvuru yaratmaya yönelik.

Buna göre İdlib’in yüzde 90’ına hakim olan Heyet-i Tahrir Şam, Hurraseddin, Türkistan İslam Partisi gibi el-Kaidetürevi örgütler sadece bir yanılsamadan ibaret.

4 milyon sivilin yaşadığı İdlib kenti ve buranın “kontrolünü üstlenen” “95 bin kişilik muhalif” ve “silahlı grup”, “İran destekli terörist gruplar, rejim ordusu ve Rus hava kuvvetlerinin”[23] saldırılarına hedef oluyor.

Suriye’deki tüm kötülüklerden sorumlu olan ‘rejim’ adlı bir fenomen, İdlib’de sivilleri Türkiye’ye doğru süpürüyor. Rusya da Eylül 2018’de Soçi’de Türkiye ile yaptığı anlaşmayı ihlal ederek ‘rejim’ adlı bu ‘kötülük odağına’ destek veriyor!

İdlib’e dair bu tasvirin ve Astana formatına, gerginliği azaltma bölgeleri olgusuna, Soçi anlaşmasına ilişkin resmi perspektifin başka bir benzeri yok. Bu da Türkiye’nin neden bu kadar yalnız olduğunu izah ediyor.

İdlib’e dair bu tasvir, iç kamuoyunda “şehit cenazesi görmek, mülteci görmekten iyidir”, Avrupa başkentlerinde ise “Erdoğan’ın taleplerini kabul etmek, mülteci kabul etmekten iyidir” tasavvuru yaratmaya yönelik.

Ankara, İdlib konusundaki hedefini “Rejim şubat ayı içinde çekilmezse gereği yapılacak”[24] şeklindeki tehdidiyle açıkladı.

Peki İdlib’e dair tasvir, İç kamuoyunda ve Batı başkentlerinde yaratılmak istenen tasavvuru, bu tasavvur da öngörülen hedefi gerçekleştirmeye yarar mı?

Çok abartılı gözükmekle birlikte şu an İdlib’de gerçekten 4 milyon sivil yaşıyorsa bile bu insanlar ordu kuşatmasından dolayı değil; ya tercih ya da zorunluluk sebebiyle oradalar. Çünkü Suriye ordusu İdlib’de de sivillerin tahliyesi için üç koridor açmış bulunuyor.

Dolayısıyla İdlib’deki siviller şu kategorilerde yer alıyor:

1- Militanların aileleri

2- Silahlı gruplarla aynı ideolojiye inananlar

3- Ekonomik sebeplerle başka bir yere gidemeyen veya gittiğinde sahip oldukları gayrimenkulleri veya iş yerlerini kaybedeceklerini düşünenler.

4- Silahlı grupların engellemesi sebebiyle çıkmak istedikleri halde çıkamayanlar.

Sonuç

Suriye ordusu ve müttefiklerinin halen sürmekte olan İdlib ve Batı Halep operasyonlarına dair sundukları gerekçeler, harekatın İdlib’in tamamını kurtarmaya değil Eylül 2018 tarihli Soçi mutabakatının Türkiye tarafından uygulanmayan maddelerini uygulamaya yönelik olduğunu gösteriyor.

Soçi mutabakatı, 15-20 km derinliğinde silahsızlandırılmış bölge kurulmasını, M-4 ve M-5 karayollarının ulaşıma açılmasını ve ‘ılımlıların’, ‘teröristlerden’ ayrıştırılmasını ve teröristlerle mücadele edilmesini öngörüyordu.

Türkiye’nin ‘Barış Pınarı’ harekatıyla Kürtler üzerinde kurduğu baskıdan dolayı Kürtlerin Şam’la diyaloguna istemeden dahi olsa vesile olduğunu hatırlatan Gazeteci Sarkis Kassargian, siyasi düzeyde tepki gösterse de Şam’ın da bazı açılardan Türkiye’nin kimi adımlarını kolaylaştırdığını kaydetti.

Ankara, silahlı grupları Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı’nda ve Libya’da kullandığı için Suriye’de savaşı sürmesini istiyor. Savaş sürdüğü için silahlı gruplar var olmaya devam ediyor, mülteci sorunu sona ermiyor.

Heveslerinden vazgeçmedikçe kaygılarından kurtulamayacak olan Ankara’nın kaygılarının heveslerinden daha gerçek olduğunu anlaması gerekiyor.         

 

 

 

 

Google+ WhatsApp